Japonya, 2011 yılında Fukuşima felaketinin ardından büyük bir enerji stratejisi değişikliğine gitmişti. Fukuşima Daiichi nükleer santralinde yaşanan korkunç erime ve çevresel felaket, Japonya’yı nükleer enerji kullanımını keskin bir şekilde azaltmaya yönlendirmişti. Ancak, 14 yıl sonra Japon hükümeti, emisyon hedeflerine ulaşmak ve enerji güvenliğini sağlamak amacıyla nükleer enerjiye yeniden yönelmeye karar verdi. Bu karar, enerji ve iklim krizlerinin etkisiyle küresel düzeyde de nükleer enerjinin tekrar önem kazanmasıyla paralel bir gelişme.
Japonya, nükleer enerjide tekrar gaza basacak
Japonya hükümetinin hazırladığı yeni enerji planına göre, 2040 yılına kadar 30 nükleer reaktörün faaliyete geçmesi hedefleniyor. Bu sayede, nükleer enerji ülkenin toplam enerji üretiminin yaklaşık yüzde 20’sini karşılayacak. Felaketten önce Japonya, 54 aktif reaktörüyle elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 30’unu nükleer enerjiden sağlıyordu. Ancak o günden bu yana sadece 14 reaktör yeniden başlatılabildi, diğerleri ise hala devre dışı durumda. Yeni plan, Japonya’nın enerji güvenliğini artırmayı ve karbon salınımını azaltmayı amaçlıyor.

Bu stratejiyle birlikte, kömürle çalışan enerji santrallerinin oranı da ciddi bir şekilde düşürülecek. Japonya hükümeti, kömür santrallerinin elektrik üretimindeki payını yüzde 70’ten yüzde 30-40 seviyelerine indirmeyi hedefliyor. Bu durum, Japonya’nın fosil yakıtlara olan bağımlılığını azaltmayı amaçlıyor. Fukuşima sonrası dönemde, Japonya fosil yakıtlara daha fazla bağımlı hale geldi ve şu anda Çin’den sonra dünyadaki ikinci en büyük sıvılaştırılmış doğal gaz ithalatçısı ve üçüncü büyük kömür ithalatçısı konumunda.
Ancak bazı uzmanlar, Japonya’nın eskiyen nükleer santrallerine büyük yatırımlar yapmanın mantıksız olabileceğini belirtiyor. Küresel ölçekte ise 40 yaşını geçmiş nükleer reaktörlerin, tüm aktif reaktörlerin yüzde 40’ını oluşturduğu düşünülüyor. Japonya’da ise bu oran yüzde 20 seviyelerinde. Ayrıca, Japonya nükleer santrallerini çalıştırabilmek için uranyum ithal etmek zorunda kalacak, bu da ülkenin enerji bağımsızlığını daha da zorlaştıran bir faktör.
Japonya, Fukuşima felaketinin yarattığı korku ve zararları hala derinden hissetse de, artan elektrik talebi ve sınırlı alternatif enerji kaynakları nedeniyle, kısa vadede başka seçeneklerin sınırlı olduğu bir duruma düşüyor. Ülkede rüzgar ve güneş enerjisinin payı yüzde 12’nin altında ve temiz enerji kaynaklarının toplam payı ise küresel ortalamanın gerisinde kalıyor. Bu nedenle, Japonya’nın nükleer enerjiye yönelmesi, enerji güvenliği ve karbon salınımını azaltma açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.